haber günlüğü

26/4/2008 - Katar

Kategori: Deniz SOM
SON birkaç aydır cumhurbaşkanından başbakanına, başbakanından bakanlarına kadar AKP lilerin niye Katar a taşınıp durduğu; Tunceli bağımsız milletvekili Kamer Genç in Meclis kürsüsünden Katar da ne var dedikten sonra niye AKP vekillerince linç edilmek istendiği anlaşıldı. Anlamamak için salak olmak gerekir: Başbakanın damadının müdür yapıldığı şirketin satın aldığı medya grubuna Katar dan para ve ortak geldi!

Katarlı ortak kim sorusuna şimdilik yanıt verilmiyor; çünkü Katar daki şirket yeni kurulmuş, dumanı üstünde, çiçeği burnunda. Türkiye nin Katar daki büyükelçisi Mithat Rende belki biliyordur ama bilse bile söylemez, söyleyemez. Ne de olsa uluslararası bir ilişki söz konusu! Uluslararası ilişkinin bir de ulusal boyutu var. O da sır perdesinin arkasında duruyor. Başbakanın damadının müdür yapıldığı şirket, satın aldığı medya grubu için ödeyeceği paranın büyük bölümünü iki kamu bankasından çekip almış. Tereyağından kıl çeker gibi! Teminat olarak ne gösterilmiş bilinmiyor.

350 şer milyon doları veren kamu bankalarından Halkbank ın Genel Müdürü Hüseyin Aydın ile Vakıfbank ın Genel Müdürü Bilal Karaman ne teminat aldıklarını bilseler bile söylemezler. Ne de olsa milli ve manevi bir ilişki söz konusu.

Milli, manevi, milletlerarası ilişkiler yumağındaki soruların hepsinin yanıtlarını Başbakanın damadını kendine müdür yapan şirketin patronu Ahmet Çalık biliyordur ama o da açıklamaz; çünkü ne de olsa kendileri başbakanın yakin arkadaşı olurlar. Diyorlar ki, bu iş Yüce Divan da biter. Aynen böyle bir medya ihalesine burnunu soktuğu için Mesut Yılmaz , başbakanlık koltuğundan indikten sonra kendini mahkeme divanında bulmuştu. Derler, milletin ağzı torba değil ki! Asıl o medya grubunda çalışan anlı şanlı gazetecilerin ne diyeceği önemli...

Mehmet Barlas, Nazlı Ilıcak, Emre Aköz, Engin Ardıç, Ergun Babahan, Salih Memecan gibileri sadece Türkiye medyası için değil Katar medyası için de birer değer olarak parlayacaktır kuşkusuz ama Hıncal Uluç, Umur Talu, Yavuz Donat, Abdurrahman Yıldırım bakalım ne diyecek bu işe. Ne diyelim; katar katar yumurta, sakın başbakanını unutma!

CHP nin kurultay delegelerine sesleniş

CUMHURİYET Halk Partisi, bir kurultay daha yapıyor. Yurttaş sıfatıyla Kaya Çetin , “ CHP delegelerine akıl öğretmek bizim haddimiz de değil, işimiz de değil diyerek bir şeyler söylemek istiyor:

Haddimiz ve işimiz değil ama Sevr’i ve şeriatı geri getirme çabalarının boyutlandığı ve ayaklarımızın altındaki toprağın kaymaya başladığı bir dönemde, yerel seçim öncesi yapılmakta olan CHP kurultayına katılanlar, hesaplarını partideki dengeler yerine ülke çıkarları temeline oturtabilirlerse umutlarımızı yeşertebilir; makus giden talihimizi değiştirebilirler.

Eğer adaylar saptanırken parti içi dengeler değil de Anadolu insanının binlerce yılda oluşturduğu törel değerler göz önüne alınır, kamu yararını önde tutacak temiz insanlar seçilir ve seçim eğik düzleminde demokrasi güçlerini kucaklayan politikalar geliştirilebilirse Türkiye de aydınlanma ve insanlaşmanın yolu yeniden açılabilir.

Uçurumda sürüklenmekte bulunan Türkiye’nin tutunup kendisini düzlüğe çıkarabileceği tek dal budur.

Başta CHP’yi yönetenler olmak üzere, herkes özveride bulunmazsa sandıktan çıkacak tepki CHP’yi de bitirir, Türkiye’yi de bitirir.

Sendika

L. Soner Ata: Türkiye de artık sarı sendikacılık yoktur, ak sendikacılık vardır.

Yağmur Deniz

Kredi arayanlara duyuru: Önce damat bul, kredi arkadan gelir!

Ahmet Önen: Kamer Genç e duyurulur; Faslı çocuklar çakı taşıyan RTE ye hançer hediye etmiş

Hançer

M. Alpaslan Yener: Her kurumun başına dindar getiriyoruz diye ülkeyi murdar ettiler.

Kadrocu Ayakçı

Burhanettin Seri: RTE Ayaklar başı yönetemez diyor. Doğru söze ne denir, kendisini iktidara taşıyan o ayaklar değil mi?

- Fetoşçular, soykırım destekçisine ödül vermiş... “Ermenistan’da okul açacaklardır!”

Deniz Som

Cumhuriyet

www.haberinyeri.net

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/2/2008 - Malum

Kategori: Deniz SOM
İSLAMCI iktidar AKP ile iktidarın arka bahçelisi Türk-İslamcı MHP'nin türbanı üniversiteye sokarak devletin temel ilkelerinden laikliğin ırzına geçme girişimi üzerine gözler askere çevrilince Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt da, askerin düşüncesini herkesin bildiğini söyleyerek malumun ilamına gerek olmadığını bildirdi. Bazı siyasilerce laikliğin ırzına geçilmeye kalkışılırken, askerin bu sözleri şu tümceyle özetlenebilir:

"Demokrasinin namusunu kurtardı!"

Ne var ki Meclis Anayasa Komisyonu'nun İslamcı Başkanı Burhan Kuzu , sonradan düzeltmeye kalkışsa da Büyükanıt'ın görüşlerinin kişisel olduğu yorumunu yaparak bazı kafalarda Türk Silahlı Kuvvetleri içinde farklı düşünceler, türban sempatizanları bulunduğu izlenimi yaratmaya çalıştı! Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın ve Danıştay Başkanlar Kurulu'nun türban konusundaki uyarılarını ciddiye almayan İslamcı ve Türk-İslamcı "cephe", sıcak gündem içinde demokrasinin namusunu kurtaran askeri de ciddiye almadığını gösterdi.

Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu , kamuoyuna görüşlerini iletme olanağı bulduğu ortamlarda türbanı serbest bırakacak bir düzenlemenin, yürürlükteki mevzuata göre Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilme olasılığının neredeyse "kesin" olduğunu anlatmaya çalışıyor. Tamamen duygusal ve demokrasi aşkı ile İslamcılara yanaşmış hukukçular bile aynı doğrultuda görüş bildiriyor. Ancak Türkiye'de birileri illa malumun ilamını istiyor: Meclis'te parmak hesabı ile parmaklanmak istenen devletin laiklik ilkesi demokrasinin yargı gücü ile korunacaktır; Türk Silahlı Kuvvetleri de demokrasinin namusunu korumaktadır. Bu aşamada bir malumun ilamı daha gerekiyor: Laikliğin ırzına geçilmeye teşebbüs edilmesi bile başlı başına bir suçtur ve cezasız kaldıkça tecavüzcülerin cesareti artmaktadır.

Şeriatçıların taktiği

ŞERİATÇI "savaş" taktikleri içinde hilenin ayrı bir yeri olduğunu söylüyor Mehmet Öztaş : "İslam şeriatı, dünyayı bir savaş alanı görür. Bu savaş İslam'a inananlar ile inanmayanlar arasındadır. Şeriat güçleninceye dek 'mümaşat' yolunu yani birlikte barış içinde yaşamayı kullanırlar. Güçlenince, iki yoldan birinin ölüm veya İslam'ın seçilmesini isterler. İran'da mollalar, Şah'a karşı yanlarına sol ve liberal kesimleri de almışlardı. Güçlendikleri an ittifak kurdukları kesimlerin kafalarını kestiler. Bugün ülkemizde karşımıza geçip demokrasi, düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü diyerek yine hile yapıyorlar. Amaca ulaşmak için her yolu 'mubah' sayıyorlar. Biz de toplum olarak delinin suya baktığı gibi şeriatın gelişini seyrediyoruz!"

Kervan

Ahmet Çuhacı: "Önündeki eşek kör olursa kervanın gittiği yer çöl olur!"

Yağmur Ekim

MHP'nin yeni işlevi: AKP'ye muhalefet edene muhalefet!

Dedikleri

Can Tekeli: "Değiştik dediler, Türkiye'yi değiştiriyorlar; Avrupa dediler İran'a gidiyorlar!"

Süpürme

M. Alpaslan Yener: "Kapı önündeki çirkefi içeri süpürerek temizlemek helada geçerlidir, toplumsal sorunlarda değil."

Raylar

Nami Tepe: "Tren kazaları ne ki, Türkiye raydan çıkmak üzere!"

Öneri

Ferit Giray: "Soros'tan beslenenlere isim öneriyorum: Sorospu çocukları!"

Çene altı

Türbanda çene altı kriterlerinin uygulanması için İran'dakine benzer özel bir teşkilat kurulmalıdır!

- Türk askerini şehit saymayan müftü ödüllendirilmiş...

"Suudi Arabistan'da mı!"


Deniz Som

Cumhuriyet

www.haberinyeri.net

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

21/1/2008 - Aymazlığa

Kategori: Deniz SOM
RTE'NİN yaşı kadar hukuk üzerine yıllarını vermiş Prof. Dr. Aydın Aybay , bir şeyleri anlamak istemeyenlere anlatmaya devam ediyor:

"Konumuz yine yasa ve hukuk! Bu ikisinin özdeş olmadığı çoktan kanıtlanmış bir gerçektir. Parlamentonun mutlak üstünlüğü ve bunun sonucu olan 'yasama tekeli' görüşü ve çözümü çağdaş demokratik rejimlerde çoktan terk edilmiş bir sistemdir.

Çoğulcu ve katılımcı demokrasilerde artık 'bugün sünnet yarın deniz' türünden bir yaklaşımla kanun çatıp hukuk yapılmıyor. Sınırsız, engelsiz 'temsili milli irade' teorisi ve bunun uygulaması çoktan terk edilmiş bulunuyor.

Bu konuya şimdi niye geldik?

Bay Başbakan, Merkez Bankası'nın Ankara'dan İstanbul'a nakli ile ilgili olarak şöyle buyurmuş: 'Kimseye danışmamıza gerek yok; kanuni durum elvermiyorsa, kanun yapar çıkarırız, olur biter.'

Ne rastlantı; hemen hemen bir yüzyıl önce, kendini her türlü eleştiriden bağışık sanan bir siyasetçi de, buna benzer bir laf etmişti: 'Yok kanun, yap kanun!'

O tarihte ortaya çıkan bir konunun hukuki çözümü için yasal durumun elverişli olmadığını anımsatan danışmanlarına, anlı şanlı devlet adamı Enver Paşa Hazretleri işte böyle buyurmuştu: 'Yok kanun, yap kanun!'

Öyle ya; yüzde 10'u bile okur yazar olmayan Osmanlı halkı mı yoksa bu halkın 'seçtiği' parlamento mu karşı çıkacaktı paşa hazretlerine!

Paşa hazretleri parmağını şıklatacak, sadık bendelerinden oluşan meclis, işareti alarak şıpınişi yasayı yapacaktı. Hatta daha da acelesi varsa, bu yasa da yüzlerce benzeri gibi 'kanun-ı muvakkat' adı altında, bir iki saatlik bir çalışma ile yapılıp, yürürlüğe konacaktı.

İşte size yüzyıldır oynadığımız 'demokrasi oyunu'ndan bir sahne. Hangi kafalarla nerelere gelmişiz."

Parlamentodaki parmak hesabına bakarak başını alıp doludizgin gitmekte olan RTE, Prof. Dr. Aydın Aybay'ın bu kısa dersinden umarız gereken dersi alır!

Bu arada RTE'nin türban için sergilediği "siyasi simge olsa ne yazar, olmasa ne yazar" tavrı Enver Paşa'yı da aratacağa benziyor! Neyse ki bu tavrı ile RTE'nin çıkarttığım dediği "milli görüş gömleği"ni yıllardır ceketinin altında sakladığını şaşkın demokratların fark etmesi de olumlu bir gelişme sayılabilir.

Aymazlar, beş yılın sonunda aymaya başladı!

ÜAK'de 'fikri hukuk' hukuksuzluğu!

ANKARA 16. İdare Mahkemesi'nce bir doçent adayı lehine verilen "yürütmeyi durdurma" kararı, tebliğden itibaren 30 gün içinde uygulanması gerekirken beş aydan beri uygulanmıyor. Kararın uygulanmadığından Üniversiteler Arası Kurul'un başkanı veya genel sekreterinin haberi var mı bilinmez ama bu iki makamın sahibinin, memurlarınca uygulanmayan karar nedeniyle başlarının hukuki yönden derde gireceği biliniyor! Öte yandan aynı doçent adayı için Danıştay 8. Dairesi'nden verilen diğer bir "yürütmeyi durdurma" kararı ise mahkeme kararı ile jüriden çıkarılan iki profesöre tekrar jüriye dahil edilerek, yani "yasaya aykırı" bir şekilde uygulanıyor. Doçent adayı, uzmanı olduğu fikri hukuk alanı kurul tarafından yok sayıldığı için 2001'den beri doçent olamıyor ve dördüncü kez uzmanı olmadığı ticaret hukukundan sınava sokuluyor. Jüri başkanı bile bu tutumun "insan haklarına aykırı" olduğunu söylerken, kurulun adları gizli tutulan komisyon üyeleri, yedi yıldan beri "fikri hukuk alanında sınav yapacak profesörlerimiz yok" gerekçesiyle konuyu yokuşa sürüyor. Bu işin sonu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne varacak gibi görünüyor.

Gidiş

Mehmet Ünal: "Bugün demokrasiye sığınarak laikliği çiğniyorlar, yarın demokrasiyi çiğneyerek faşizme sığınacaklar!"

Mazoşist

M. Alpaslan Yener: Borç yiğitin kamçısıymış derler ama kamçılanmaktan bu kadar zevk alan bir hükümet görmedik.

Sırayla

Avni Kurtuldu: "Merkez Bankası Ataşehir'e, Maliye Defterdar'a, Diyanet Ayasofya'ya, Genelkurmay Harbiye'ye, Başbakanlık Babıali'ye, Cumhurbaşkanlığı Topkapı Sarayı'na, oğlanlarla damatlar Şehzadebaşı'na!"

Ortak

Okay Taşlı: "Apocularla Fetocuların ortak derdi, Türkiye Cumhuriyeti!"

Yağmur Ekim

Gül: "2008 AB yılı olacak."

Demek ki, hiç ilerleme olmayacak!

- Köşk'teki devrim tabloları indirilmiş...

"Şimdi karşıdevrim moda!"

Önce okuyup üflüyorlar,

sonra da cumhuriyetimizin canına okuyorlar!

Deniz Som

Cumhuriyet

www.haberinyeri.net
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/1/2008 - Borç

Kategori: Deniz SOM
ARTIK fazla bir önemi kalmayan Milli Güvenlik Kurulu'nun son toplantısından sonra yapılan açıklama Reşit Çağın 'ın dikkatini çekmiş:

"Bildiriden öğrendiğimize göre, sütannesi ABD olan 'yavrukürt devleti'nin sinsi bataklığında barınıp beslenen sineklerin imhasına devam edilecekmiş. GWB ile bacak bacak üstüne atarak konuşabilen ve ödün verecek kadar şerefsiz olmadığını açıklayan RTE 'çizmeden yukarı ya da Kandil'den aşağı' geçme vizesini alamadığı için olacak, bataklığın kurutulmasından söz edilemiyor ne yazık ki! Bataklığı koruyanla sinek ilacını satanlar aynı olunca böyle tuhaflıklara da katlanılıyor işte. Ülkemizin aynı önemde ve içten içe çürümesini hızlandıran irticai gelişmelerden söz edilmemesi ise ilginç! Ulusal güvenlikte sınırların korunması önemli ama, içimiz sağlam olmazsa sınırları korumak nereye kadar sürdürülebilir ki? Cahil ve yoksul kesimler her türlü tahrik, tuzak ve rüşvetle kandırılıyor, kışkırtılıyor, toplumsal dokunun ırk ve inanç çarpanlarına ayrılması için hiçbir fedakarlıktan(!) kaçınılmıyor. Yugoslavya, İran, Irak, Afganistan ve son olarak da Pakistan örnekleri, emperyalizmin bencil, acımasız ve ahlaksız yöntem ve hedeflerinin hiç değişmediğini ve değişmeyeceğini bize gösterirken, devletimizin tepkisizliği 'tehlikenin ve yaklaşan felaketin farkında olan' bilinçli vatandaşları haklı olarak kaygılandırıyor ve hatta korkutuyor. Ülkenin kaçınılmaz sona sürüklenişini durdurmak normal bir demokratik ülkede kimin görevi olmalı? Meclis'in ve ülkeyi yöneten partinin değil mi? Oysa bu korkutucu tablonun nedeni, destekleyici, planlayıcı ve hatta uygulayıcı unsuru iktidarın bizzat kendisi ve 'ipimizi çekerler" korkusu da bu 'kısık ateşte' pişirmenin dışa vurumu değil mi? Gerek çocukluklarından itibaren aldıkları eğitim ve kültürün, gerekse damdan düşercesine geldikleri iktidarı kendilerine bahşeden ABD ve yardımcısı AB'nin yüklediği misyonun gereği olarak, son aşama olan yeni anayasa ile birlikte ulusal, üniter ve laik Türkiye Cumhuriyeti'ni 'demokratik yöntemlerle' arşive kaldırmakla çabalarını kim inkâr edebilir? O halde, 'Türkler Atatürk 'ü Allah'a, her şeyini de Atatürk'e borçludur' sözündeki borç, susarak, yazarak, sızlanarak ya da 'dur bakalım' diye izleyerek ödenecek bir borç değildir! Giderek ağırlaşan taşların altı dillerimizi değil, artık ellerimizi beklemektedir!"

'Üskül Hoca'nın insan hakları infazı!

AKP Milletvekili Zafer Üskül , bir cami imamına fena sinirlenip üsküllenmiş, püsküllenmiş, müftüye telefon edip "o imam orada kalmamalı" demiş ve en ağır şekilde cezalandırılmasını istemiş.

İmamın suçu, "çalışan kadınlar kocasını aldatır" yolunda vaaz vermesiymiş. TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı "Üskül Hoca"nın eşi 40 yıldır çalışıyormuş, bu sözler eşi adına yapılmış en ağır hakaretmiş. Vay be! Helal "Üskül Hoca"ya. Ama telaşlanmasına gerek yok! Kadının kocasını aldatması sonuç itibarıyla cinsel ilişkiye girmesi ve dolayısıyla zina yapması oluyor. Şeriat kurallarına göre zinanın kanıtlanması için dört erkeğin, zina anına ilişkin şahitlik yapması ya da zina yapan kişinin bunu dört kez itiraf etmesi gerekiyor. Ayrıca cariyeler zinaya girmiyor. Ama bir yandan da telaşlanmak lazım çünkü bazı ulemaya göre zina gözle de olabiliyor. Örneğin türbansız bir kadına şehvet duygularıyla bakıldığında, bakışın sonu zina sayılıyor. Bu konuyu ulemaya bırakıp, biz "Üskül Hoca"nın "o imam orada kalmamalı" buyruğuna dönelim. Buna eskiden "yargısız infaz" derlerdi! Öyle değil mi üsküllüm!

Dilenci

Murat Biricik: "Halkı yoksulluktan kurtarmak için dilenciliği meslek yaptılar!"

Satıcı

M. Alpaslan Yener: "Paramızın değeri artıyorsa, varlıklarımız neden dolarla satılıyor!"

Zevk

Ahmet Önen: "Bizi iktidar yapmadınız, yeni hükümet elektriğe yüzde 15 zam yaptı diyebilmenin zevkini tatmak vardı anasını satayım!"

Değişiklik

Mehmet Ali Kılınç: "Kurban bayramının adı boğa kovalama, yılbaşının ise taciz bayramı olarak değiştirilsin!"

Pazarlama

Gülhan Elmas: "Milletvekili aracında uyuşturucu pazarlığı yapılmış. Başbakan'ın 'pazarlamakla mükellefiz' lafı hayli yol aldı..."

Yağmur Ekim

ABD hasta adam ilan edilmiş.

Üstelik bulaşıcı!

- KKTC Cumhurbaşkanı, KKTC dememiş...

"Biz de Talatapulos diyelim!"

Milattan önceki yıllar geriye doğru gidiyordu, AKP ile milattan sonraki yıllar ise gericiliğe doğru gidiyor!

Deniz Som

Cumhuriyet

www.haberinyeri.net

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/1/2008 - Yeni günler

Kategori: Deniz SOM
YENİ bir yıla girdik; önümüzde yeni günler var. Görünen köy kılavuz istemiyor; yeni günler iyi ve aydınlık değil, kötü ve karanlık günler olacağa benziyor.

Beş yılın sonunda laik devlet yapısı her geçen gün daha çok kemiriliyor. Toplumsal yaşam bilinçli bir şekilde dinselleştiriliyor. İslamcı faşizmin ayak sesleri giderek yükseliyor. Sandık demokrasisi gibi bir ucube ile katılımcı demokrasinin pervasızca ırzına geçiliyor.

İşbirlikçilik, ihanet, gaflet diz boyu.

Şu hale bakın ki devletin memurlarınca yılbaşının bile dini yönden tartışma konusu yapıldığı bir dönem yaşıyoruz. Yılbaşı deyip geçmeyin; Cumhuriyet devriminin bir kazanımını tartışıyoruz. Şaka değil, Milli Piyango'nun haram olup olmadığını tartışıyoruz. Ortaçağ gömleğini giydirdiler, son provaları yapıyorlar!

Önderim Kemal Atatürk 'ün Bursa Nutku'nu yeni yıla girerken bir kez daha okurken devrimlerin güçsüz bırakılması durumunda, Cumhuriyeti korumak için bana verdiği görevi düşünüyorum ve "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır demeyeceksin" sözünün anlamını yerli yerine oturtmaya çalışıyorum.

Laik Cumhuriyetin polisi.

Laik Cumhuriyetin jandarması.

Laik Cumhuriyetin ordusu.

Laik Cumhuriyetin yargısı.

Önderim Atatürk, 75 yıl önce verdiği buyrukla beni, bana emanet ettiği ve artık benim olan bu büyük eseri korumak için elle, taşla, sopa ve silahla; neyim varsa onunla eyleme geçme yolunda görevlendirdiğine ve fakat ben hiçbir makam ve yetki sahibi olmadığıma göre, demek ki makam ve yetki sahipleri devrimlerin korunması için Atatürk'ün beklediği görevi gereğince yerine getirmemiş olabilir mi, diye düşünüyorum.

Olabilir mi?

Olamaz mı!

Yoksa oldu da bitmek üzere mi?

Şifre çoktan çözüldü. Şifre; türban.

Parola çoktan açıklandı. Parola; ılımlı İslam.

Şifre türban, parola ılımlı İslam.

Yeni yıl yeni umutlar demektir ama, yeni günlerinin daha kötü ve daha karanlık olacağı belli. Bir tek umut var onun da adı çoktan konmuş: Atatürk'ün verdiği buyrukla yeniden devrim, yeniden cumhuriyet!

İslamcı siyasetteki zeytinyağı formülü

SORU çok yalın: Ülkeyi kötü yönettiği halde AKP seçimlerde oylarını nasıl arttırıyor ve kötü gidiş karşısında zeytinyağı gibi nasıl üste çıkıyor?

Gülhan Elmas , İslamcıların zeytinyağı taktiğinin ayrıntılarını sıralıyor:

Eğitimde işler kötü ama bu AKP'nin değil, halka dayatılan laik eğitimin suçu.

Ekonomi perişan, ama bu AKP'nin değil, yeterince yeşil olmayan sermayenin suçu.

Adalet bozuk, ama bu AKP'nin değil, şeriat yasalarını uygulamayanların suçu.

Terör azdı, ama bu AKP'nin değil, teröriste sayın demeyenlerin suçu.

Sağlık çöktü, ama bu AKP'nin değil, üfürükçü yerine doktora gidenlerin suçu.

Din tarikatların oyuncağı oldu, ama bu AKP'nin değil, halifeliği kaldıranların suçu.

Güvenlik mafiş, ama bu AKP'nin değil, Amerikan karşıtlığı yapan ulusalcıların suçu.

Katılımcı demokrası işlemiyor, ama bu AKP'nin değil, demokrasinin suçu.

Tarım bitti, ama bu AKP'nin değil, anasını alıp da gitmeyen köylünün suçu.

Sosyal güvenlik iflas etti, ama bu AKP'nin değil, fitre ve zekât vermeyen laik kafaların suçu.

Yani; çürüme, iflas, parçalanma AKP'nin değil, bağımsız, laik, demokratik Türkiye'nin sonu."

Cihan

Faruk Yıldız: "Layık olmadığı yerde bulunanları sırtından atarak hak ettiği gerçek yere indiren asil at Cihan'ın ölümünden duyduğum üzüntüyü her iki kişiden biriyle paylaşıyorum."

Yağmur Ekim

2007 Türkiye'sinin fotoğrafı:

Ehliyetsiz alkollü ve kör bir sürücü yakalanmış.

Kömürcü

Avni Kurtuldu: "Vali ve kaymakam atamalarına, kamyonla kömür dağıtımı için E sınıfı ehliyet sahibi olma koşulu getiriliyor!"

Malum

Necati Yıldırım: "Kültür Bakanı, piyanist Fazıl Say'la kahvaltı etmiş. Malum takıyye: Biri söver, öteki över!"

Emir

Akif Kökçe: "Pakistan'da 'vur emri' verilmiş. Biz ise 'sat emri' aşamasındayız!"

- Huber Köşkü'nde pastırma yiyorlarmış...

"Kokusu, yurdu sarıyor!"

Deniz Som

Cumhuriyet

www.haberinyeri.net

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->
Güncel haberler...

Kategoriler

Arkadaşlarım

uygarradikal
Özcan Çeltik
bilimhaberleri
baskemalist
slambasi






haber