Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ, KKTC'nin kuruluş
yıldönümü resepsiyonunda ileriye dönük çok önemli işaretler verdi.
Önce Org. Başbuğ'un ne yapılması gerektiğine ilişkin önerisine bakalım:
1- PKK'ya katılım engellenmeli,
2- PKK'nın dağ kadrosu çözülmeli.
Org. Başbuğ, bu iki amaca yönelik önlemler alınmasının gereğinden söz etti.
Kara Kuvvetleri Komutanı'nın bu saptamaları ve önerisi, önümüzdeki
dönemde terörle mücadele açısından sivil alanda yapılabileceklere dönük
işaretler olarak görülebilir.
Başbuğ'un önerileri
Org. Başbuğ, PKK'ya katılımın engellenmesi ve dağ kadrosunu çözecek önlemlerden söz ederken ne kastediyor?
Kara Kuvvetleri Komutanı, 27.9.2007 günü Kara Harp Okulu'nun açılış
töreninde, terörle mücadele güvenlik alanında sürdürülürken, eşzamanlı
ve koordineli olarak ekonomi, sosyokültürel ve psikolojik alanlarda da
önlemler alınması gerektiğinin altını çizmişti.
Org. Başbuğ'un bu sözleri, sivil alandaki önlemlerin çerçevesini çiziyordu.
Bunlar neler olabilir?
Bu sorunun yanıtı da Org. Başbuğ'un, Genelkurmay İkinci Başkanı'yken yaptığı 19.7.2005 tarihli basın sohbetinde var.
Org. Başbuğ, şöyle konuşmuştu:
"Örgütün yapısına baktığımızda yüzde 40'ının 20-25 yaş arasında, yüzde
35'inin de 25-30 yaş arasında olduğunu görüyoruz. Bu iki grup, yüzde
75'i oluşturuyor. Örgüte 1999'dan sonra katılan ve yüzde 40'ını
oluşturanlar ise henüz eyleme katılmamış örgüt mensupları. Eğitim
durumuna baktığımızda yüzde 10'unun eğitimsiz, yüzde 50'sinin ilkokul
mezunu olduğu görülüyor. Yine yüzde 75'inin de işsiz olduğu gözleniyor."
Org. Başbuğ, bu bilgileri verdikten sonra eklemişti:
"Bu veriler, örgüte katılımın önlenmesi için alınacak önlemleri
gösteriyor. Eğitimsiz, cahil ve işsiz insanı kandırmak kolaydır."
Bu sohbetten çıkan sonuç, örgüte katılımın engellenmesi için:
1- Bölgeye ekonomik yatırım yaparak iş olanakları açılması,
2- Eğitim yatırımı yapılarak eğitim düzeyinin yükseltilmesi,
3- Örgüte yeni katılmış ve herhangi bir eyleme katılmamış olanların dağdan indirilmesi için bazı düzenlemeler yapılması,
4- Terörle Mücadele Kurumu kurulmasının gerektiğiydi.
Org. Başbuğ, bugün yine sözünü ettiği "örgüte katılımın önlenmesi ve
dağ kadrosunun çözülmesi" için alınacak önlemleri, o gün sıralamıştı.
Bu yaklaşım bugün de geçerliliğini koruyor.
Yeni paket mi?
Org. Başbuğ'un bu sözleriyle birlikte ele alındığında, hükümetten gelen
mesajlardan yeni bir "Güneydoğu paketi" hazırlığı hissediliyor.
Başbakan Erdoğan, "Öncelikli hedefimiz silahları bırakmalarını
sağlamak" derken böyle bir paket hazırlığının işaretini veriyor
olabilir.
Özellikle ABD'den döndükten sonra bu tür işaretler vermeyi sıklaştırdı.
Keza Dışişleri Bakanı Babacan'ın muhalefet liderlerini ziyaret ederek bilgi sunması, bu yönde anlamlar taşıyor olabilir.
Yazarımız Hasan Cemal tarafından gündeme getirilen senaryolar da
benzeri ipuçları taşıyor. ABD'nin PKK üzerindeki baskısını artırması,
önkoşulsuz ve ucu açık biçimde silahlı eylemlere son verilmesi (PKK'nın
ateşkes, Başbakan'ın silah bırakma dediği süreç) PKK'yı dağdan indirmek
için yasal düzenlemeler yapılması, ekonomik, toplumsal ve siyasal
önlemlerin birlikte alınması gibi...
Devletin tüm kurumları bu sorunla ilgili ortak bir anlayışla hareket ediyor izlenimi gittikçe güçleniyor.
DTP'nin tutumu ise bu süreci kolaylaştırmıyor, aksine tıkıyor.
Son dönemde Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ve Suudi Arabistan Kralı
Abdullah gibi Ortadoğu'nun önemli aktörlerini ağırlayan Ankara, dün de
İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı
Mahmud Abbas'ı aynı anda konuk etti.
Çankaya Köşkü'nde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün katılımıyla yapılan
üçlü zirvede, zor koşullar altında yaşam mücadelesi veren binlerce
Filistinliye iş sağlaması öngörülen sanayi bölgelerinin kurulmasına
ilişkin Ankara Forumu Mutabakat Anlaşması imzalandı.
Peres ve Abbas, dün ayrıca Gül ile birlikte gittikleri TBMM'de de
sırayla Türk halkının temsilcileri olan milletvekillerine hitap
ettiler. Hem İsrail hem de Filistin liderinin Ankara'da verdikleri
mesajların ortak noktası, iki halkın "barış" beklentisi oldu.
Ankara Forumu
Türkiye, Arap-İsrail uzlaşmazlığının iki ana tarafı olan İsrail ve
Filistin arasında ekonomik alanda sağlanacak işbirliğinin, kalıcı
barışa ulaşmada çok önemli role sahip olacağı inancıyla o dönem
Dışişleri Bakanı olan Gül'ün inisiyatifiyle Ankara Forumu'nu
başlatmıştı.
Gül, Filistin bölgesine kurulacak sanayi bölgeleriyle Filistin halkının
refahının gelişeceğine, bunun dolaylı sonucu olarak bölgede istikrar ve
güvenliğin artacağına ve tüm bunların yaratacağı olumlu atmosferin
sorunun kapsamlı siyasi çözümüne zemin hazırlayacağına inanıyor. Peres
ve Abbas da dün Ankara'ya bizzat gelerek Türkiye'nin bu inancını
paylaştıklarını somut biçimde ortaya koydular.
Bu "üçlü görüntü"yle Ankara'dan dünyaya verilen en önemli mesaj,
Türkiye'nin içinde bulunduğu bölgenin barış, huzur ve istikrarı için,
aralarında dünyanın en derin uzlaşmazlığını yaşayan iki halkın liderini
bir araya getirecek diplomatik güç ve diyalog kapasitesine sahip
olduğunu göstermesi oldu.
Dünya dikkatle izledi
Sadece Ortadoğu'da değil, dünyadaki birçok krizin temelinde
İsrail-Filistin anlaşmazlığının yattığı inancıyla hareket eden Ankara,
uzun süredir bu sorunun çözümü yönündeki inisiyatiflere aktif katkı
sağlamaya hazır olduğunu değişik platformlarda uluslararası kamuoyuna
ve dünya liderlerine ısrarla vurgulamaktaydı.
Dün Ankara'dan verilen "üçlü görüntü", Türkiye'nin bu potansiyelini ve
enerjisini en üst seviyede uygulamaya geçirebildiğini göstermesi
açısından tüm dünya tarafından dikkatle izlenen bir gelişme oldu.
Ankara'daki "üçlü görüntü"nün değerinin en iyi anlaşılacağı adres ise,
İsrail-Filistin anlaşmazlığını çözmek için kolları yeniden sıvayan
Washington olacaktır.
Dün Çankaya Köşkü'nde gerçekleşen buluşmadan sonra, ABD yönetiminin
kasım sonu ya da aralık başında Washington yakınlarındaki Annapolis
kentinde düzenlemeyi planladığı Ortadoğu Konferansı için yakında
Ankara'nın kapısını çalarak uzun süredir beklenen daveti iletmesi kimse
için şaşırtıcı olmamalıdır.