AKP Dicle İlçe Örgütü Başkanı Mustafa Özyağan: Artık AKP'ye güvenmiyoruz!
AKP Dicle İlçe Örgütü Başkanı görevden alınmadığını aksine 3 bin 500 kişiyle birlikte istifa ettiğini söyledi.
AKP’nin performans düşüklüğü gerekçesiyle feshettiği Hazro, Lice,
Kocaköy, Dicle, Eğil ve Hani ilçe örgütlerinin yönetimlerinin görevden
alınmasının sebebinin uzun süreden beri devam eden ve başını
Abdurrahman Kurt’un çektiği iktidar çekişmesinden kaynaklandığı iddia
edildi. AKP Dicle İlçe Başkanı Mustafa Özyağan, “22 Temmuz öncesi halka
bir sürü söz verdik. Bu sözlerden hiç biri yerine getirilmedi. Bunu
hatırlatınca bize komplo kurdular. Biz artık bu partiye,
milletvekillerine güvenmiyoruz. Bunun için 3 bin 500 kişi olarak istifa
ettik” dedi.
Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın “İstiyorum” dediği kentlerin başında
gelen Diyarbakır’da, partisi zor günler yaşıyor. Özellikle 22 Temmuz
genel seçimlerinin ardından Kürt sorunu konusunda izlediği politika,
tezkere kararı, sınır içi ve sınır ötesi operasyonların aralıksız
sürdürülmesi, Kürtlere yönelik baskıların tırmandırılması, yüzde
yüzlere varan zamların yapılması ve bölgeyi vuran kuraklığa karşı hiç
bir önlem alınmaması nedeniyle Diyarbakır’da halktan büyük tepki alan
AKP, iktidar çekişmeleri nedeniyle kaynayan kazana döndü.
‘Hiç bir vaatlerini yerine getirmediler’
AKP Genel Merkezi, Mehmet Aytekin başkanlığındaki Hazro, Şerafettin Can
başkanlığındaki Lice, Ahmet Türe başkanlığındaki Kocaköy, Mustafa
Özyağan başkanlığındaki Dicle, Kazım Gündüz başkanlığındaki Eğil ve
Mahmut Etik başkanlığındaki Hani ilçe teşkilatlarını geçtiğimiz hafta
performans düşüklüğü gerekçesiyle görevden almıştı. Görevden
alınmadığını ve 3 bin 500 kişiyle AKP’den istifa ettiklerini iddia eden
Dicle İlçe Başkanı Mustafa Özyağan, Diyarbakır İl Örgütü’nü ağır
eleştirdi. 22 Temmuz seçimlerinde AKP Diyarbakır Milletvekilleri ile
birlikte halka verdikleri vaatlerin hiç birinin yerine getirilmediğini
ifade eden Özyağan, Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt’a yüklendi.
‘3 bin 500 kişi istifa etti’
Seçim öncesi halka verilen sözleri milletvekillerine hatırlattıkları
için Diyarbakır İl Örgütü ve başını Abdurrahman Kurt’un çektiği ekibin
kendilerine komplo kurduğunu iddia eden Özyağan, şunları söyledi:
“AKP’ye 3 bin 500 kişiyi üye yapmıştım. Ama bu komplo sonrasında ilçede
AKP tabelasını indirdim. Partiye üye olan 3 bin 500 kişi de topluca
istifa ettik. Önümüzdeki günlerde istediğimiz partiye oyumuzu veririz.”
‘Ranta bulaştılar’
Kongrede 3 aday arasında en yüksek oyu alarak ilçe başkanlığına
seçildiğini belirten Özyağan, “Başarısızlıkla suçlanmamızın altında
farklı nedenler yatıyor. Ben bu saatten sonra bu teşkilata bu
milletvekiline güvenmem. Yaptıkları düpedüz ihanettir. Verilen bunca
vaatlere rağmen Dicle’de bir çivi bile çakmadılar. Ön seçimde
Abdurrahman Kurt’a oy vermediğimiz için bizden intikam alıyor.
Abdurrahman Kurt intikamcı, sinsi bir ‘kurt’tur” diye konuştu. Görevden
alındıkları iddiasını kabul etmediğini dile getiren Özyağan, “Onlar
bizi görevden aldıklarını söylüyorlar. Ama biz çalışmama kararı
alıyoruz. Görevden alınan ilçe başkanları rantta bulaşmamıştı. Ama bizi
görevden aldıklarını iddia edenleri bir araştırsınlar nasıl ranta
bulaştıkları ortaya çıkacaktır” diye konuştu.
Konuşma yasağı
Görevden alınan ilçe örgütlerine basına konuşma yasağı getirilerek,
yaşanan çalkantının yansımasının engellenmeye çalışıldığını belirten
Özyağan, kendisinin yaşanan rantı, yerine getirilmeyen vaatleri dile
getireceğini ifade etti.
“Kutlu Doğum Haftası’na yakışan bir derbi olsun” sözü camiayı harekete geçirdi.
Hakan Şükür’ün Fenerbahçe derbisinden önce “Kutlu Doğum Haftası’na
yakışan bir derbi olsun” sözü Galatasaray camiasını harekete geçirdi.
Galatasaraylılar Derneği Başkanı Candan Erçetin ile camianın ileri gelenleri Anıtkabir’de, ‘laiklik ve cumhuriyet’ mesajı verdi.
Galatasaraylı futbolcu Hakan Şükür’ün Fenerbahçe ile geçen hafta
oynanan derbi öncesinde “Kutlu doğum haftasına yaraşır bir maç olsun”
demesiyle başlayan tartışmalar sürerken, sarı kırmızılı camia Ata’yı
ziyarete gitti.
Galatasaraylılar Derneği’nin 100. Kuruluş Yıldönümü etkinlikleri
çerçevesinde İstanbul’dan trenle Ankara’ya gelen heyet, başkentten ve
başka illerden gelen dernek üyeleriyle buluşarak Anıtkabir’i ziyaret
etti. Atatürk’ün mozolesine çelenk koyulduktan sonra yapılan saygı
duruşunun ardından Misak-ı Milli Kulesi’ne geçen Galatasaray Lisesi
Mezunları Derneği Başkanı sanatçı Candan Erçetin, camia adına Ata’ya
söz verdi.
Anıtkabir özel defterine de “Her ahval ve şerait içinde vazifemizin
bilincinde olarak bize çizdiğin laik ve çağdaş yoldan asla
ayrılmayacağımız gibi, gaflet, delalet ve hıyanet içinde bulunma
cüretini gösterenler karşısında ilke ve devrimlerinin her daim bekçisi
olarak bizi bulacaklardır” diye yazdı.
Camiadan kimler katıldı?
Heyette, Şükür’ün sözlerine tepki göstererek Kulüp Başkanı Adnan
Polat’a mektup gönderen eski başkan adaylarından Adnan Öztürk ile
Galatasaray Spor Kulübü Yönetim Kurulu üyesi Mehmet Helvacı da vardı.
Ayrıca Galatasaray İlköğretim Okulu Müdürü İhsan Zeren yaklaşık 100
öğrencisiyle birlikte yeralırken, lise ve üniversitenin öğretim üyeleri
ve öğrencileri de hazır bulundu.
İstanbul’dan gelen heyete Galatasaray Lisesi mezunu Dışişleri Bakanlığı
mensuplarıyla, Başkan Vedat Çuhadar ve Ankara Galatasaraylılar Cemiyeti
üyeleri de katıldı. Camianın önde gelen isimlerinden İrfan Aktar, Hayri
Kozak, Ahmet Yolalan, Kemal Suman, Turgay Kıran, Doğan Hasol, Türker
Arslan ile eski ve yeni yöneticiler de oradaydı. Heyet daha sonra
Anıtkabir Müzesi’ni gezdi.
ABD Uluslararası Dini Özgürlükler Komisyonu’nun (USCIRF) yıllık
raporunda Türkiye’deki laiklik anlayışının dini özgürlükleri ihlal
ettiği, buna karşılık AKP hükümetinin demokrasi karşıtı uygulamaları
değiştirmeye çalıştığı ileri sürüldü.
ABD yönetimine danışmanlık yapan komisyonun 2008 yılına ilişkin
raporunda Türkiye; Rusya, Kazakistan ve Malezya ile birlikte, “yakından
izlenen ülkeler” listesinde yer aldı. Raporda, Türkiye’ye Müslümanların
yanı sıra diğer dini azınlıkların ibadet yerleri açma, mülk edinme ve
din adamı yetiştirme gibi konularda özgürlüklerinin kısıtlandığı
eleştirisi getirildi.
Türkiye’de laiklik anlayışının, ABD’deki din ve devletin birbirinden
ayrılması kavramından farklılık taşıdığı iddia edilen raporda,
Türkiye’de, “Kamu alanında dinin ifade edilmesine yönelik devlet
kontrolü hatta düşmanlık yansıtıldığı” öne sürüldü. Bu noktada,
“Türkiye’deki laiklik anlayışının çoğunluk ve azınlık dini toplulukları
da dahil olmak üzere pek çok Türk vatandaşı için dini özgürlük
ihlalleriyle sonuçlandığı” kaydedildi.
Raporda ayrıca, geçmişte Müslümanların dini ifadeleri için daha az sıkı
politikalar öngören hükümetlerin Türk ordusu tarafından, “laikliğin
tehlike altında olduğu inancıyla” iktidardan düşürüldüğü de belirtildi.
Amerikan raporunda, AKP’nin AB hedefiyle demokratik reformlar
başlattığı ve bu yolla “Türkiye’nin kötülüğüyle ün yapmış demokrasi
karşıtı uygulamalarıyla başa çıkıldığı“ ifade edildi. Raporda, AKP’ye
açılan kapatma davasının, üniversitelerde türbana serbestlik öngören
anayasa değişikliği nedeniyle gerçekleştiği ve bunun AB ve ABD
tarafından eleştirildiği de hatırlatıldı.
“Katı bir laiklik tanımının” geçerli olduğu Türkiye’nin siyasi ve
askeri yapısında “Türk kimliği” anlayışının fazlasıyla “milliyetçi ve
dar” olarak nitelendiği raporda, bu anlayışın dini özgürlükleri ve
azınlık haklarını etkilediği ileri sürüldü. Ermeni kökenli gazeteci
Hrant Dink‘in öldürülmesi de buna örnek olarak sunuldu.
‘Dini azınlıklar etkileniyor’
Türkiye’deki Müslümanların yüzde 20’sinin Alevi olmasına karşın dini
uygulamalar ve eğitimin Sünni öğretileri altında yapıldığının
vurgulandığı raporda, Alevilerin cemevleri inşa etmelerine yönelik
zorlukların sürdüğü kaydedildi. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Alevi
topluluğa yönelik bütçe ayırmamasının eleştirildiği raporda, Alevi
çocukların okullarda zorunlu Sünni din dersleri aldıklarına da dikkat
çekildi.
Raporda Türkiye’de yaşayan Musevilerin diğer Müslüman ülkelere kıyasla
daha iyi bir durumda olduğu, ancak milliyetçi ve dinci medya
kuruluşlarında, ABD karşıtlığıyla birlikte Musevi karşıtlığının arttığı
dile getirildi.
Türkiye’nin, Rum Patrikhanesi’nin “Ekümenik” unvanını kullanmasına ve
din adamı yetiştirmesine izin vermediği hatırlatılan raporda,
Patrikhane’nin ve Rum Ortodoks topluluğun devamının tehlikede olduğu
sonucu çıkarıldı.
USRFC raporunda, Trabzon’da bir İtalyan Katolik rahibin ve Malatya’da
Evanjelik protestan bir yayınevinin çalışanlarının öldürülmesi
olaylarına da değinildi.
Dinci Anadolu'da Vakit gazetesi, 78 yaşındaki yazarı Hüseyin Üzmez 'in
14 yaşındaki bir çocuğa cinsel taciz suçlaması ile tutuklanmasının
sorumluluğunu "kartelci medyaya" yıktı.
Vakit, Üzmez'in bir çocuğu taciz etmesiyle "kartel medyasının" çıplak
kadın fotoğrafı yayımlamasını bir tuttu. Gazetenin yazarı İhsan
Karahasanoğlu , "O çirkinlikleri siz her gün tekrarlamıyor musunuz"
başlıklı yazısında Üzmez'in komploya kurban gittiğini savundu. Hasan
Karakaya da Vakit üzerinden Müslümanlara çamur atmak için pusuda
bekleyen "kartelozların" eline büyük fırsat verildiğini öne sürerek
cinsel taciz olayını görmezden geldi.
Zaman: Herkese aynı mesafedeyiz
Cinsel taciz vakasıyla ilgili hiçbir yazı ve yoruma yer vermeyen Zaman
gazetesinde dün okur editörünün değerlendirmesinde, "Sadece Üzmez
konusunda değil, bu tür hadiselerde biz hep aynı ilkeli yaklaşımımızı
sergiliyoruz. Önemli olan, herkese eşit mesafede durup yayın
yapabilmek" görüşüne yer verildi.
Yeni Şafak 'ın önceki günkü sayısındaki haberde, Üzmez olayının "28
Şubat sürecindeki Müslüm Gündüz vakasını çağrıştırdığı" savunuldu.
Haberde, "Üzmez'e yönelik taciz suçlamalarının, akıllara 28 Şubat
döneminde art arda gelen Müslüm Gündüz, Fadime Şahin, Ali Kalkancı
vakalarını getirdiği" yazıldı.
'Tesadüfler' vurgusu
Gazetenin yazarlarından Özlem Albayrak da Üzmez olayının "Türkiye'deki
bir kısım zevata İslam konusunda şimdiye dek kendilerine sakladıkları
yakışıksız ithamlarını açıkça dillendirme olanağı sunduğunu, Mustafa
Karaduman'ın üç evlilik beyanının, cinsel istismarcı hafız haberinin ve
Üzmez olayının aynı zamana denk gelmesi gibi 'tesadüfler (!)' de söz
konusu olduğunu" belirtti.
'Ya cinnet ya hap içirdiler'
"Öyle bir şey yaptıysa yazıklar olsun. Ama yapmadıysa da bu bir
komploysa, komplo kuranları Allah kahretsin" diyen Mektup Dergisi Genel
Yayın Yönetmeni Emine Şenlikoğlu da özetle, "Ya bir cinnet geçirdi, ya
bir hap içirdiler diye düşünüyorum. Yüzde 99 böyle bir şey yapmaz, ama
kalbini Allah bilir" dedi.
Fethullahçı gladyonun basın-yayın kuruluşları, Yargıtay Onursal
Başsavcıları Vural Savaş ile Sabih Kanadoğlu'nu açıkça hedef göstermeye
başladı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın AKP
hakkındaki kapatma davası açmasından bu yana Yeni Şafak, Zaman, Bugün
gibi gazeteler, Savaş ve Kanadoğlu'nun her açıklamasından sonra hedef
gösterdi.
Fethullahçı basın-yayın kuruluşları, AKP hakkında kapatma davası
açılmasından bu yana Yargıtay Onursal Başsavcıları Vural Savaş ve Sabih
Kanadoğlu'nu açıkça hedef gösteriyor. Kapatma davası açıldıktan hemen
sonra Yeni Şafak gazetesi, "Gerekçe Vural Savaş'tan, Kupür Doğu
Perinçek'ten, Talimat İlhan Selçuk'tan" diye haber yaparak hedef
gösterme işlemini başlattı.
Ardından Sabih Kanadoğlu'nun "Ergenekon soruşturmasının sonu Şemdinli
Davası gibi olacak" açıklaması üzerine Zaman gazetesi, Kanadoğlu'na
saldırdı. Vural Savaş'ın "Erdoğan'ın Yüce Divan Dosyası hazırlanıyor"
açıklaması üzerine saldırılar yeniden başladı.
Hatta Yeni Şafak gazetesi, "Her şeyi bilen ikili" başlıklı bir haber
yaparak hem Savaş'ı, hem de Kanadoğlu'nu yine hedef gösterdi.
Fethullahçı gladyo basınının bu yayınları, Danıştay saldırısı öncesinde
Vakit gazetesinin haberini akıllara getirdi.
Vakit gazetesi, türban düzenlemesine karşı çıkan Danıştay üyelerini
"İşte o üyeler" manşetiyle duyurmuştu. Bu manşetten kısa bir süre sonra
Danıştay saldırısı gerçekleşmişti.