Çankaya'nın 11 incisi bugün çıkıp "Türbanın üniversitelerde serbestleştirilmesini halka sormalıyız." dedi
Neden bu kadar dolambaçlı yollardan gidiyorlar ki!...
Anayasa'dan "Laiklik" ilkesini çıkarsınlar, sadece "Türkiye
Cumhuriyeti demokratik, sosyal bir hukuk devletidir. kalsın!!!...
Tek kelimelik bir değişiklik yeter bütün sorunları çözmeye!.
Bu kadar basit!...
Ne diyordu Başbakan'ınız "Laiklik elden gidiyor diyorlar... Millet isterse tabi ki gider..."
Millet nerede temsil ediliyor?
- Meclis'te.
Meclisin çoğunluğu kimde?
- Laiklik denince tüyleri diken diken olanlarda.
Anayasa değişikliği yapacak milletvekili sayıları var mı ellerinde?
- Yok.
Merak etmeyin AKP'ye ip atan MHP var. 367 yi bulurlar beraber.
Çankaya'nın 11 incisi de sorumluluğu başından atmak için halka referandum la sorar.
"Müslümanlık" mı "Laiklik" mi!!!...
Yüzde 98 i Müslüman olan bir ülkede Müslümanlık reddedilecek değil ya!...
Gitti mi o zaman laiklik?
- Gitti.
Her şey halledilmiş olur böylelikle!!!...
Çarşaftı, cübbeydi, sarıktı, türbandı, hepsi hallolmuş olur!...
Ülke refaha kavuşur!... Dirlik düzen sağlanır!...
Zaten bütün kurum ve kuruluşlar imam zihniyeti tarafından işgal
edilmiş, yasama ve yürütme ellerinde, yargı da zamanla terbiye edilir.
YÖK başkanı da onlardan oldu, bu ne demek? Görev süresi biten
üniversite rektörlerinin yerine kendileri gibi imam zihniyetli adamlar
gelecek demek.
Öyle günler olur ki; acısı, tatlısı bir araya gelir ve duygu
dalgaları arasında kaybolursunuz. Ayrıca öyle günler olur ki; ne
yazacağınızı şaşırırsınız. 24 Ocak da öyle günlerden biridir işte.
İlk kez 24 Ocak'la ilgili bir yazı yazacağım. Ne yazacağımı şaşırmış durumdayım...
Bugün ne yazsam?
Tam 15 yıl olmuş... 24 Ocak 1993'te karlı bir pazar günü, aracına
koydukları bombayla bedenini dünyadan almışlardı... Soğuk bir sessizlik
vardı. 1990 yılında, aynı yıl içinde, art arda Muammer Aksoy'un, Çetin
Emeç'in, Turan Dursun'un, Bahriye Üçok'un öldürülmesinden sonra, bir
boşluk oluşmuştu...
Sırada kim vardı?
Cinayetler, toplumu etkileme gücü de olan, çağdaş, laik Türkiye'den yana olan aydınları hedefliyordu...
Bu konuya mı değinsem?
Yoksa;
Amerikan emperyalizmi; onun güdümündeki Uluslararası Para Fonu (İMF), Dünya Bankası gibi kuruluşlar Türkiye'ye “24 Ocak İstikrar
Programı” nı dayattılar. Bu programın hayata geçirilebilmesinin
ortamını yaratmak için işçilerin ve emekçilerin haklarını almak için
yaptıkları sendikal ve demokratik mücadeleler bahane edilerek ,“24 Ocak
İstikrar Programı” nı halkımıza süngüyle ve silah zoruyla kabul
ettirmek için 12 Eylül 1980’de, bir askeri darbeyle Türkiye’de faşizm
koşullarını ve o tarihten sonra Türkiye'ye yerleşecek olan emperyalist
güçlerin işgalinin koşullarını yarattılar.
Yoksa bunu mu yazsam?
*****
İstanbul'da yaşadığım yıllarda, Yeni Cami önündeki işportacılar,
sattıkları malın çok ucuz olduğunu, fırsatın kaçırılmaması gerektiğini
anlatmak için şöyle bağırırlardı:
- Kar yağdı böyle oldu abiler! Koş vatandaş koş, fırsatı kaçırma!
24 Ocak'lar da fırtınalı ve karlı oldu hep bizim için!
Amentüsü "bize bişşiiy olmaz abii!" olan topluma 24 Ocak'larda kar yağdı, böyle oldu!
*****
Bu ilk 24 Ocak yazımda Sayın Uğur Mumcu hakkında
yazmak istiyorum. Ama 24 Ocak 1980 İstikrar Programı (!) hakkında da
ilerleyen günlerde bir yazı yazacağım.
Yıl 1993, ben 16 yaşındayım, Sayın Uğur Mumcu'yu yeni yeni keşfetmekteyim.
Her 24 Ocak'ta, 24 Ocak 1993 Pazar günü, televizyon
izlerken ekranın altından geçmeye başlayan banttan Uğur Mumcu'nun
bombalı saldırıya uğradığını okuyunca önce donakalışım ardından da dört
yıl önce kaybettiğim babamın, vitrinde duran çerçeveli fotoğrafına
sarılıp ağlayışımı anımsarım.
Ama bu durumum, sevgili Mumcu'yu sadece 24
Ocak'larda anımsadığımı göstermez. Örnek aldığım, yazarların başında
gelir Uğur Mumcu. Uğur Mumcu, karşılaştığım her alicengiz oyununda,
Lozan'ın delinmesi için bilinçsizce destek verildiğinde, laiklik
ilkesinin tümüyle kaldırılması amacıyla ortaya atılan ''Ilımlı İslam''
formülüne demokrasi adına alkış tutulduğunda aklıma düşer.
"Ah Uğur Mumcu. Keşke yaşıyor olsaydın da içine düşürülmek istenildiğimiz yozlaşmayı irdeleyip, ağızlarının payını verseydin." diyesim geliyor içimden ama bir de şunu düşünüyorum.
Sevgili Uğur Mumcu'nun tüm yaşamındaki yazarlık
çabası olayların ardındaki nedenleri ve niçinleri araştırmak,
aydınlatmak, bulup ortaya çıkarmaktı...
Sürekli ağıt...
Sürekli düşmanlık...
Sürekli lanet...
Sürekli gözyaşı...
Uğur Mumcu böyle bir sürece on beş yıl katlanabilecek bir kişiliğe sahip değildi...
Evet. Uğur Mumcu on beş yıldır aramızda yok. Ama bu
yokluk et ve kemikten oluşan Uğur Mumcu ile sınırlı. Kuvayı Milliye'yi
yansıtmayı ve savunmayı sürdüren ruhu, Türkiye'nin geleceğine yönelik
tehlikeli girişimlere mihenk taşı olan mantığıyla aramızda.
Kendisini somut olarak göremediğimiz, bugüne dair
yazılarını okuyamadığımız için özlüyor ve arıyoruz. Onu aramızdan
koparan karanlık güçleri lanetliyoruz. Hem öldürülüşü sonrasında devlet
adına verilen sözlerin unutulup gitmiş olmasına, hem de o sözleri
verenlerin hiçbir şey olmamışçasına salına salına dolaşmalarına isyan
ediyoruz.
Sonunda yine bizi Sevgili Uğur Mumcu
sakinleştiriyor. Araştırmacı gazeteciliğin simgesi olan, Sayın Uğur
Mumcu'nun araştırma dizilerini ve kitaplarını okurken Uğur Mumcu'nun
bugünleri de anlatmış olduğuna tanıklık ediyoruz.
Son olarak eski Yargıtay üyelerinden Sayın Hüseyin
Deniz'in Uğur Mumcu için yazdığı şiirin birkaç dizesini paylaşmak
istiyorum sizlerle.
Başbakan'ınız kendi hükümetine bakmadan tek partili
dönemde valilerin parti başkanı olduğunu anlattı geçenlerde.
Tek partili iktidar devrinde neler gördük peki? Tabi bizler balık
hafızalıyız ya nasıl olsa unutmuşuzdur diye düşündü sanırım ama bu
sefer erken davrandı, zamanlama hatası yaptı daha 2 gün önce valileri
ve kaymakamları kömür kamyonunun şoför muavini koltuğuna bindirip kömür
dağıttırmadı mı bu herif?
Bir önceki yazımda da yazdığım gibi, "Başbakan'ınız madem valileri, emniyet müdürlerini, kaymakamları, AKP il başkanlarını oy
avcılığı için kullanıyor, o zaman daha etkili ve daha pratik çözümler
de bulsun. Örneğin, ya valiler akp İl başkanı ya da akp İl başkanları
vali, akp İlçe başkanları kaymakam ya da kaymakamlar akp İlçe başkanı,
akp İl başkanı yardımcıları da defterdar olsun!!!" bu kömür dağıtma işi de hukuki bir zemine oturmuş olur hiç olmazsa!...
Sonra da ver ellerine valilerin ve kaymakamların ikişer torba,
içlerinde de bulgur, mercimek, pirinç, çay, margarin, ayçiçek yağı, 5
kg. lık makarna, kuru fasulye, üzerinde "RESMİ HİZMETE MAHSUSTUR" yazan
bir kamyonetin direksiyonuna da oturt onları, sokak aralarında elinde
megafon "Başbakanınız size erzak gönderdi vatandaşım aç kalmasın dedi" diyerek dolaşsınlar hukuki hukuki!!!...
Türkiye sadaka ekonomisi ile gökyüzüne uçacak!..
Fakir fukara vali ve kaymakamın elinden sadakayı alacak
bir de üzerine binbir duayı okuyacak "Allah razı olsun başbakanımızdan
bizleri kışın ortasında soğukta kalmaktan korudu, evlatlarımızı aç
kalmaktan kurtardı" diyecek, bu da yetmezmiş gibi gidip bir dahaki
seçimlerde oyunu yine AKP'ye verecek. Şu sorgulamayı hiçbir zaman
yapamayacak (yapmayacak demiyorum bakın)
Elektriğe yüzde onbeş zam… Doğalgaza yüzde ondört zam… Kömüre zam…
Toplu taşımalara zam... Yıllık tefe-tüfe yüzde onun üzerinde doğal
olarak da kiralara da yüzde onun üzerinde zam... Ama memura, işçiye,
emekliye, yüzde ikibuçuk zam!!!<******>******>
İşçiyi, memuru, emekliyi süründüreceksin, sadakaya muhtaç
haline getireceksin sonra da sevindirmek için kapılarına (mülki amirlerle hem de) kömür ve erzak göndereceksin!!!...
Senin oğlun Amerika'da keyif çatacak, diğeri gemicilik
oynayacak, Damat Ferit Paşa başına geçtiği holdingin aldığı medyayla senin borazanını çalacak, Her Tarafı Satarım Bakanı
(Maliye Bakanı) 'nın oğluna mısır vergisi kıyağı yaparak mısır işine
sokacaksın, tutmadı mı o zaman likit yumurta işi yapacak. O da tutmazsa
eğer, bu sefer son ve kesin çözümü bulup gübre hammaddesini vergiden
muaf tutacak ve ondan başkasına da ruhsat vermeyerek tekel haline
getirip fiyatları istediği gibi belirlemesini sağlayıp voleyi
vurduracaksın!.
Tek partili dönemde başbakanın çocukları armatörlük
yapmıyordu, baba torpili ile Dünya Bankasına işe yerleştirilmiyordu.
Damat Ferit Paşalar yoktu. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Sayın Hasan Ali
Yücel yurt dışı bursu ile okumaya gönderilecek öğrencilerin arasına
kendi oğlunu da (Can Yücel) koyabilecekken "Yanlış anlaşılır, oğluma torpil yaptığım kanısına varılır" düşüncesiyle bu imkandan faydalandırmadı.
Dahası devletin valisi, kaymakamı kamyon kasasında kömür
dağıtmıyordu!...
Beş yıldır devletin bütün kurumlarını ele geçirdikleri
yetmemiş, devletin valisini, kaymakamını AKP'nin hizmetkarı olarak kullanmaya çekinmediler.
Tek partili dönemde bunları da görmedik.
Ama tek başına iktidar devrinde şunu da gördük:
Elektriğe yüzde onbeş zam gelmiş ve Türkiye'nin İngiltere'den ithal Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı çıkıp fütursuzca "Elektrik yüzde yetmiş ucuzladı, okey?" diyebilmektedir!!!...
- Kömür dağıtımı ile fakir-fukaranın oyu garantilendi mi?
- Okey mi?
- Okey!..
- Elektrik yüzde yetmiş ucuzladı mı?
- Okey mi?
- Okey!...<******>******>
- AKP iktidarına önümüzdeki seçimlerde yine okey mi?
Bilinçaltı çoğumuzun bildiği ya da duyduğu bir kavramdır. Bu kavram
bilincimizin farkında olmadığı ama davranışlarımızın yönlendirilmesinde
önemli rol oynayan bir yapıyı belirtir. Bilinçaltının en önemli
özelliği ise bilincimizin fark edemediği olayları, sesleri, resimleri
kaydetmesidir. Siz üç katlı bir binaya çıkarken merdiven basamaklarını
saymazsınız ama bilinçaltı bu sayıyı bilir ve kaydeder. Aynı şekilde
bebekliğimize dair anılar bilinçaltı kayıtlarında tutulur. Bunlar nasıl
mı gerçekleşiyor? Gözde bilimsel olarak ''FOVEA HAREKETLERİ''
olarak isimlendirilen hareketler bulunuyor. Bu hareketler sayesinde göz
devamlı çevremizi tarıyor ve aldığı bilgileri bilinçaltına atıyor.
Bizler bu bilinçaltına gönderilen verilerin çok ama çok azını
anımsayabiliyoruz. Burada önemli nokta bilinçaltına gönderilen
verilerin karar verme ya da eyleme geçme aşamasında düşüncelerimizi ve
davranışlarımızı direkt olarak etkilemesidir.
İlköğretim çağındaki 4 ya da 5. sınıfa giden çocukların yaş
ortalaması 10 ile 11 arasıdır. Öğrenme olaylarının en yoğun olduğu
bir dönemdir ve henüz somut kavramlardan soyut kavramlara geçiş
dönemidir. Bilinçaltı kayıtlarının hızla tutulduğu ve ileride eylem ve
düşüncelerinde etkili olabileceği bir dönemdir. Siz bu öğrencilerin
ders çalışmak için almış olduğu yardımcı kitabın içine ''BÖLGELER HARİTASI
'' yerine, canlı renkler ve keskin hatlı bölünmüşlük gösteren albenili
bir ''SEVR HARİTASINI '' koyarsanız, belki o anda anlamayabilir; ama
ileride bölgeler olarak aklına gelebilecek bir bölünmüşlük haritası
bilinçaltının işleviyle derhal su yüzüne çıkacaktır.
SEVR nedir?
Sevr emperyalistler için bir kuyruk acısıdır!
Türk topraklarının parçalanıp, yağma edilmesi ve Türk ırkının yok
edilmesine yönelik bir paçavradır. Tarihin derinliklerine gömülmüş bir
paçavradır.
Ama şimdiki zamana baktığımızda SEVR' in yeniden hortlatılmaya çalışılmakta olduğunu görmekteyiz.<******>******>
Türkiye-AB Karma Parlemento Komisyonu toplantılarında söz alan
Fransız parlamenter Jacques Toubon, Türkiye' nin sözde Ermeni
soykırımını ve SEVR anlaşmasını kabul etmesini bile isteyebilmektedir.
Sevr 10 Ağustos 1920'de imzalandığında itilaf devletlerinin Türk
topraklarını nasıl yağmalama içinde olduklarını gösterir. Mustafa
Kemal' in, Anadolu' daki vatan sevdalısı, bağımsızlık uğruna ölmeye
hazır olan Türk halkının birleşmesinden korkmuşlardır. SEVR denen o adi
paçavrayı imzalamışlar ve yurdumuz işgalini resmileştirmişlerdir. Kabul
dahi etmediğimiz ve uğruna nice canlar verdiğimiz SEVR, bugün yine
hortlatılmaya çalışılmaktadır.
Üzücü olan, bu hortlatma işlemlerine içeriden de birçok işbirlikçilerin destek vermesidir.
Milli Eğitim Bakanlığı'nın Talim ve Terbiye Kurulu'ndan bile destek
görmesi tesadüf değildir. Basımının hatadan kaynaklandığını söyleyenler
ve düzeltilmesi için gerekli toplama işlemini başlattıklarını
söyleyenler için, bilinçaltının etkileme yollarını kullanmışlardır.
Bugün 10 ile 11 yaş civarındaki çocukların, on yıl sonrasının
geleceğinde, bu ülkede söz sahibi olacağını elbette çok iyi
bilmektedirler.
Bu olay, hata değildir! Yarına yatırımdır!
Bu olay, gelecek kuşağımızın beyinlerinin ipotek altına alınmasıdır!
Yeni yılın ilk sabahı uyandığımızda insan içinden şunları geçiriyor önce;
Yeni bir yıl.. Yeni, tertemiz, bembeyaz bir sayfa.. Yeni beklentiler... Yeni hayaller.. Yeni umutlar.. Mutlu olunacak yarınlar..
Fakat maalesef öyle uyanmıyorsunuz bu ülkede! Yeni yıl sizi binbir sıkıntı ile karşılıyor!...
Elektriğe yüzde onbeş zam… Doğalgaza yüzde ondört zam… Kömüre zam… Benzine zam… Trafik cezalarına zam… Araç ruhsat harcına zam… Ehliyet harçlarına zam… Pasaport cüzdan bedeline ve harcına zam… Emlak vergisine zam… Otomobil vergilerine zam… Toplu taşımalara zam… Kiracıysanız ev sahibinizin her an "zam" diye kapınıza dayanacağı anı beklemektesiniz zaten… Ve ekonomistlere göre 2008 yılı Türkiye için ekonomik açıdan tehlikeli bir yıl…
Kısacası gıdaya, giyime, eğitime, ulaşıma, sağlığa, ilaca, ısınmaya ve diğer hizmet alımlarına yüzde onbeşe yakın zam geldi…
Bunun karşısında ne oldu onları da söyleyelim de haksızlık olmasın şimdi başbakan’ınız ve AKP hükümetine!... Gıdada
KDV’Sİ yüzde onsekiz kalan ürünlere yüzde on indirim yapıldı ve yüzde
sekize düşürüldü. Peki vatandaşa yansıyacak mı bu sizce!!!... Hayır
tabi ki de yansımayacak. Kimin cebine girecek bu yüzde onluk KDV
indirimi? Üreticinin ve esnafın… Vatandaş bu yüzde onluk indirimi
etiketlerde göremeyecek maalesef…
Haaa bir de; memur, işçi, emekli, 2008’e maaşlarına yapılan yüzde ikibuçuk zamla uyandı!!!...
Hesabı yapmak için muhasebeci olmaya ya da iyi bir matematik profesörü olmasına gerek yok hesap ortada. Zaruri giderlere "yüzde onbeş" zam, maaşa ise "yüzde ikibuçuk" zam!!!...
Kötümser olmamak için nedenler arıyorum, ama maalesef başarılı olamıyorum!... "Umut çıplak küheylandır, tökezler."
Türkiye "kanatlandı uçuyor" diyor birileri. Fakat neden sebep ekonomisi küçülüyor? Acaba uçmak için safra mı atıyor Türkiye!!!...
*****
2007'de neler oldu?
Yılın en önemli olayı, 14.NİSAN'da başlayan, AKP zihniyetine karşı
durmak ve Laik Cumhuriyetin bekçisi olduğumuzu göstermek için
meydanları doldurduğumuz çoban ateşine "Cumhuriyet Mitingleri" karşın 23.TEMMUZ’DA sandıktan açık ara farkla Cumhuriyet ve Kemalizm düşmanlarının yine çıkması. Yılın en acı olayı, PKK terörünün milyonların yüreğine düşürdüğü ateş. Ayrıca, AKP nin "demokrasi" anlayışı ile PKK’nın resmi kanadı DTP’nin meclise girmesi ve Türk halkının canını yakan açıklama ve bildirileri oldu. Yılın
en kahredici olayı, “Türbanı Çankaya’ya sokmayacağız, Atatürk
düşmanını, Atamızın koltuğuna oturtmayacağız” diye mücadele vermemize
rağmen, büyük bir hırs ve inatla Tayyepin, Gül’ü, oraya “Bu güne kadar
aynı yolda mücadele ettiğimiz kardeşim” sunumuyla ataması. Cumhuriyet’in bütün kurumlarının tarikat ve cemaatler tarafından ele geçirilip, yönetime imam zihniyetinin hakim olması!. Yılın
en utanç verici olayı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başı (!) AKP’nin
Cumhurbaşkanı ABD’nin Gül’ünün, Suudi Arabistan Kralı Abdullah Bin
Abdülaziz El Suud’un ülkemizi ziyareti sırasında kaldığı otele,
“ayağına” gidip (Bundan sonra otele giden Gül diye anılacak)
“şükranlarını” ve devlet nişanını sunmasıdır. Yılın
en komik olayı Bizimkinin bay 88’le, sınır ötesi operasyona "icazet"
almak için oval ofis görüşmesinden sonraki basın açıklaması.
Derin bir hayal kırıklığı!...
***** 2008’e Ülkenin durumu açısından, "Yeni, tertemiz, bembeyaz bir sayfa.. Yeni beklentiler... Yeni hayaller.. Yeni umutlar.. Mutlu olunacak yarınlar.." dileklerimle başlayamadığım için üzgünüm.
Ama bu yıl benim için çok önemli bir yıl olacak. 2008 yılı geleceğim
için büyük umutlarla dolu. Bu yıl hayatımın geri kalanını
şekillendireceğim, mutlu bir birlikteliğe başlayacağım yıl. Herkesin de umut dolu bir yıl geçirmesini dilerim…